Usta kalem Yılmaz Özdil’in kendine has tarzıyla bu haftanın spor gündemine bakışı…
Vay efendim neymiş…
Nasıl olurmuş da, Fenerbahçe’nin öz evladı Semih, Fenerbahçe’yi mahkemeye verebilirmiş!
*****
Kennet Anderson alındı.
Semih yedek.
Washington alındı.
Semih yedek.
Nobre alındı.
Semih yedek.
Anelka alındı.
Semih yedek.
Kezman alındı.
Semih yedek.
Güiza alındı.
Semih yedek.
*****
Önce şunu koyalım ortaya…
Semih, Fenerbahçe’nin ‘öz evladı’ filan değildir; hep ikinci planda tuttuğu ‘üvey evladı’dır.
*****
Fenerbahçe, Kızılay değil…
Elbette ki, istediğini alır, istediğini satar, istediğini oynatır, istediğini oynatmaz… Ancak, yukarıda adı geçen yabancılara gösterilen ‘manevi destek’ Semih’ten esirgenmiştir.
*****
Bugün ‘profesyonelliği’ tartışılan Semih, gerçek bir profesyonel olduğunu göstermiş, gıkını bile çıkarmadan kulübede oturmuştur… Yukarıda adı geçen yabancıların hepsi havagazı çıkarken, sadece yedek Semih’in gol kralı olması ise, kaderin cilvesidir sanırım!
*****
Mahkeme meselesine gelince…
Dedim ya, Fenerbahçe Kızılay değil; elbette ki, sözleşmelerden doğan haklarını kullanacak, kulübün çıkarını kollayacak, gayet normal… Futbolcu da, yapılan işlemin hukuki olmadığını düşünüyorsa, hukuk yoluyla haklarını arayacak… Büyük ihtimal uzlaşılır… Uzlaşılmazsa, önce Federasyon, olmadı hakim, işin adını koyacak; haklının hakkı teslim edilecek.
*****
Peki, Semih’in itirazı ne?
Gayet insani bir tepki…
*****
Gökhan Gönül’le Volkan Demirel’e 900 bin Euro zam yapılmış, Deivid’e 1 milyon Euro zam yapılmış, Lugano’ya 1.3 milyon Euro zam yapılmış… Semih’e ise, sadece 35 bin Euro.
*****
İşte, bana göre, zurnanın zırt dediği yer burası…
*****
Fener ister verir, ister vermez.
Semih ister beğenir, ister beğenmez.
‘Basın’a giren çıkan ne birader?
*****
Koca koca gazeteciler, neden, sadece objektif şekilde olan biteni aktarmak yerine, Fenerbahçe’nin avukatlığına soyunuyor? Fenerbahçe’nin avukatı mı yok?
*****
Ayrıca… Deniyor ki, “Semih para için Fenerbahçe’yi mahkemeye vermeye utanmıyor mu?”
*****
Utanmadan bunu soran gazeteciler, kendilerine üç kuruş az maaş verildiği zaman, “Ben bu gazetede çalışmak istemiyorum” demiyor mu? Veya, kendilerine üç kuruş fazla maaş veren çıktığı zaman, şak diye istifa edip, başka gazeteye geçmiyor mu? Bir gazeteden bir başka gazeteye geçen gazeteciler, “İznimi kullanmadım, fazla mesaim verilmedi, hakkımı yediler” filan diyerek, eski çalıştıkları gazeteyi mahkemeye vermiyor mu?
*****
Ya da taraftar…
Semih’e küfür yağdıran taraftarlar, bilet fiyatlarına üç kuruş zam yapıldığı zaman, “Ölümüne seviyorum” dedikleri kulüplerine taş yağdırmıyor mu? Tribünleri boş bırakmıyor mu? “En büyük başkan bizim başkan” diye omuzlara aldıkları adamın yedi sülalesine giydirmiyor mu?
*****
Demem o ki…
Fenerbahçe profesyonel kulüptür, Semih de profesyonel futbolcudur… ‘Amatör’lükten kurtulamayan gazetecilerin ve taraftarların yaptığı ise, ayıptır, ikiyüzlülüktür.
*****
Euro 2016’yı istiyorsan…
Geçen hafta Euro 2016’ya ev sahipliği yapacak aday şehirleri yazdım; “Trabzon’un listede olmaması maalesef normal, Eskişehir’in bu işin altından kalkması zor, Konya ve Kayseri ise, yetersiz sosyal hayatı nedeniyle yabancı basının hedefi olur” dedim.
*****
Doğal olarak, hakaret yağdı… En çok da, “İstanbul’dan sallıyorsun, sen Trabzon’u hiç gördün mü? Konya’ya Eskişehir’e Kayseri’ye hiç geldin mi?” diye eleştirildim.
*****
Birincisi, gerçek Trabzonlular tanır; kalbi Trabzon için atan bir İzmirliyim, çok sık giderim Trabzon’a… Eskişehir’de akrabalarım var, avucumun içi gibi bilirim. Kayseri ve Konya’ya gitmeyen adama gazeteci demezler zaten…
*****
Cevabım şu:
“Ben sizin oraları gördüm… Siz hiç Avrupa Futbol Şampiyonası gördünüz mü?”
*****
Bir şehrin futbolu çok sevmesi, o şehrin Avrupa Şampiyonası’na ev sahipliği yapabileceği anlamına gelmez… Sivas da çok seviyor futbolu… 30 bin yabancı seyirciyi taşıyabilir mi?
*****
Yılmaz Büyükerşen Eskişehir’e çağ atlattı, gelişimiyle gurur duyulacak bir kent haline getirdi. Ama, Avrupa Şampiyonası takip etmiş biri olarak diyorum ki, 2 veya 4 ülkenin takımını ağırlamak için, sel gibi gelip, sel gibi giden 30’ar bin kişilik kafileler için yeterli değildir.
*****
Konya veya Kayseri, elinde bira şişeleriyle gezinen 20 bin İngiliz taraftarı ağırlayabilir mi? “İçki şarttır” demiyorum, basit bir örnek veriyorum… ‘Dünyayı etkileyen Mevlana hoşgörüsü’nün başkenti Konya, sokakta içki özgürlüğüne hoşgörü gösterebilir mi?
*****
Üstelik… 2016 Avrupa Şampiyonası, Ramazan ayına denk geliyor.
*****
Tekrar ediyorum:
Futbol Federasyonu, ‘kalkınmadan sorumlu bakanlık’ değildir… Madem, Avrupa Şampiyonası’na evsahipliği yapmayı bu kadar çok istiyorsunuz… Şehirlerinizin altyapısını ihmal eden, yıllarca geride bırakan siyasilere kızın… Yapışın yakalarına, hesap sorun.
*****
Sizin lehinizedir bu sorular.
*****
Goygoycular aleyhinizedir.
*****
İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Bursa ve bana göre bir de Adana… Başka şehir, bu işin altından kalkamaz… 2010’a geldik, 81 vilayetimiz içinde sadece 6 şehrimiz ‘uluslararası boyut’ta… Goygoycuların yarattığı eserdir bu… Gerçeklerin altını
çizenlerin değil.
Kaynak:Fanatik
